Hekimlerin aşkı karşılıksız!
Göknur Yumuşak

Göknur Yumuşak

goknur_yazici@hotmail.com

Hekimlerin aşkı karşılıksız!

13 Kasım 2020 - 21:39

Hekimler insana aşık.O yüzden biz yaşayalım  diye canlarını hiçe sayıp ölüme yatıyorlar.Hergün daha da çok tükeniyor birer birer ölüyorlar sağlık çalışanları ülkemizde. Çığlıklarını kimse duymuyor… Onları kimse görmüyor. Yani hekimlerin o büyük aşkları karşılıksız ne yazık ki…

Ülkemiz artık tam bir yangın yeri; bir savaş alanı. Korona salgını özellikle büyük kentleri esir aldı. İşte bu savaş alanının askerleri artık tükendi, ölüyorlar. Her gün bir hekim arkadaşımın salgına yakalandığını duyuyorum. Yarın kim hastalanacak  diye düşünmekten uykularım kaçıyor. Hekim dostlarımın hepsi de insana aşık, doğaya aşık özde hekimler. Şimdi çok kıymetli bir akademisyen arkadaşım yine korona ile savaşıyor. Her gün sıra bana ne zaman gelecek diyordu sonunda sıra ona da geldi. Biz ölmeyelim diye ölümü göze alarak gece gündüz çalıştı, kızıma da derman oldu bu hekim arkadaşım. Çok üzgünüm. 
 
   Bütün bunlara rağmen sağlık çalışanlarının ölümleri hala meslek hastalığı sayılmıyor. Peki sağlık çalışanları nasıl ölürse meslek hastalığı sayılacak? Yada hangi meslek grubunun ölümleri meslek hastalığı sayılacak?
 
Yaa sağlık çalışanları biz yaşayalım diye ölüyorlar. Var mı bunun ötesi? Biri çıksın söylesin var mı bunun ötesi?

  TTB üyeleri takdir beklemiyorlar biz yaşayalım diye ölüme yattıkları için. Onlar insana aşık oldukları için bedenlerini ortaya koyup gece gündüz çok zor koşullarda çalışıyorlar diğer TTB’ye üye olmayan hekimler gibi. Evet takdir beklemiyorlar ama  yergiyi de asla hak etmiyorlar TTB üyeleri. Onlar daha insanca çalışma koşullarını hak ediyorlar. Türkiye’nin her bölgesinde biz yaşayalım diye savaş alanında canla başla çalışıyorlar çünkü. İzmir depreminden sonra olduğu gibi sadece hastanelerde değil alanlarda da salgınla savaşıyor tüm üyeler. Üç gün önce bir arkadaşımın tanıdığı  69 yaşında yalnız yaşayan bir kadın yazarın testi pozitif çıkmış ama ilaç desteği sağlanmamış 3 gün boyunca. Kadın evde salgınla mücadele ediyormuş tek başına .İzmir Tabip Odasına ulaştım. Biliyorum alanda çok yoğun çalışıyorlar. Ona rağmen  öncelikle hemen kadını aramışlar, sonra bir hekim arkadaş eve gelip  muayene etmiş ve gerekeni yapmışlar. Hekimler ülkemizde bunun gibi on binlerce hastaya ulaşmaya çalışıyor. Bu özverili çalışma  göz ardı edilmemeli.

 

Evet Sağlık çalışanları her gün tükeniyor ve ölüyorlar.Ölümleri meslek hastalığı sayılmıyor. İnsani koşullarda çalışmıyorlar. Aşırı iş yükleri var.  Hak ettikleri gibi yaşayamıyorlar. Bu yüzden artık buna dur demek için 11 Kasım 2020 Çarşamba günü 5 günlük bir dizi eylem başlattılar. Öyle sokak eylemleri falan değil. Örneğin gece saat 21:00 da ışık açıp kapama eylemi gibi. Toplumda farkındalık yaratmak için medyada ve sanal iletişim kanallarında görünür olmak vb. gibi eylemler.

    Artık benim yüreğim sağlık çalışanlarının ölümlerini kaldıramadığı için bireysel imza kampanyası düzenlemeye  karar vermiştim. Çünkü bir şey yapmam gerekiyordu. Böyle seyirci kalamazdım bir insan olarak. Hekim dostlarım bu eylemlerden bahsettiler bende erteledim. 

Şu an sıcak evimde rahat koltuğumda nefis çayımı yudumlayarak köşe yazısı   yazarken; empati kurarak sağlık çalışanlarının o an ne durumda olduklarının  düşününce utanıyorum insan olmaktan. İşte bu yüzden şimdi bu yazıyı yazıyorum. Sağlık çalışanlarıyla dayanışma içinde güç birliği yapmak zorundayım. Çünkü ben bir insanım. Çünkü bende sağlık çalışanları gibi özellikle bebekler ve çocuklar başta olmak üzere insanlara aşığım. Bende sağlık çalışanları gibi yaşadığım bu topraklara ve içinde yaşayan bütün halklara saygı ve sevgi duyuyorum. Bu yüzden 3 bin TL emekli maaşıyla emekli olduktan sonra 16 yıldır ülkemin bütün bölgelerindeki köylerde  toplumsal çalışmalar yapıyorum. İşte bu yüzden bende tıpkı özde hekimler gibi devrimciyim özünde. Evet devrimciymişim bunu  geçen yıl öğrendim. Önceden bir akademisyen arkadaşımın dediği gibi yel değirmenlerine savaş açan bir Donkişot sanıyordum kendimi ve biraz umutsuzdum. Çünkü yaptığım  çalışmalarla kapitalizmin çok uluslu tarım şirketlerine dur demeye çalışıyorum. Çalıştığım bölgelerde güzel kazanımlarda elde ediyorum aslında ama yine de akademisyen arkadaşımın dediği gibi acaba  Donkişot muyum? diye düşünüyordum.  Bu şirketlerin en büyüğü tarım alanı dışında beşeri ( insan) ilaçları da satıyor.En büyük yeldeğirmenleridir onlar.

    Bu fikrim 3 yıl önce  “Küba’da kadınlar” belgeselini izledikten sonra değişti; bir devrimci olduğumu anladım. O belgeselde devrimci bir genç hekim kadın “ ben köylere önce sevgi sonra sağlık götürüyorum “ diyordu. Eee ben 20 yaşından beri 38 yıldır ülkemin bütün bölgelerinde binlerce köye önce sevgi sonrada hizmet götürdüm. Yani ben devrimciyim diye 3 yıl öncesine kadar hiç ortalarda salınmadım; ama 57 yaşında yaşamın beni özde bir devrimci yaptığını yaşayarak gördüm. Behice Boran’ın dediği gibi “Sosyalist doğulmaz , sosyalist gibi yaşanır.” Gerçek bir devrimci içki masalarında memleket kurtarmaz. Köylere vb. giderek insanlara dokunur. Artvin Ardanuç’ta bir köyde 98 yaşındaki Sermiye ana boynuma sarıldı “sen gerçekten taa İzmir’den  bizim için mi geldin” dedi , gözleri doldu. Birbirimize sarıldık tek vücut olduk o an. İşte memleket aşkı, insan aşkı böyle bir şey. İnsanın yüreğine sevda düşmeye görsün bu uğurda dağları taşları deliyor. 
 
Evet hekimlerin o büyük aşkı karşılıksız ne yazık ki. Çünkü hekimlerinsanlar  için tükeniyor ve ölüyorlar her gün. Oysa  o aşık oldukları insanlar saat 21:00 da ışık açıp kapama eylemine bile katılmıyorlar. Sağlık çalışanları sadece hasta olduklarında akılarına geliyor.Facebook sayfamı sosyolojik alan olarak kullanıyorum. Benim paylaştığım eylem duyurusunu hiç kimse paylaşmadı. Arkasından paylaştığım  Nar fotoğrafını 70 kişi beğendi. Eylem duyurusunu 19 kişi beğendi. Oysa 2750 sayfa arkadaşım var. Hepsi de güya duyarlı vb. diye görünürler sözde. Ama söz konusu TTB eylemi olunca hepsi sus pus. Yine bizim mahalle İzmir’in en Atatürkçü  asker ailelerinden oluşuyor sadece sitede 350 ev var ama hiç ışık açılıp  kapatılmadı. Varsın ölsün sağlık çalışanları. O kıymetli hocalar tükensin ölsün kimin umurunda. Bir insan kaç yılda tıp Profesörü, Doçenti yada aile hekimi olur hiç düşündünüz mü? Bir sağlık çalışanı hangi koşullarda eğitim gördü farkında değil misiniz?  Nasıl bu insanların ölümleri kanıksanır nasıl? Nasıl bir toplum olduk biz? İzmir depreminde kurtarıcısının parmağını sıkıca tutan bebeğin fotoğrafı kupa bardakları anahtarlıkları vs. süsledi. Hadi diyelim şirkettir rant için bunları üretir. Peki o kupalardan çay içebilenlere ne demeli? Bence toplum anomiye doğru gidiyor. Böyle bir toplum onlar için ölen sağlık çalışanlarını göremez duyamaz.
 
Evet sağlık çalışanlarıyla dayanışma içerisinde güç birliği yapmak için bu yazıyı yazıyorum. Özde insan olan herkes onlarla dayanışma içerisinde olur. Salgın döneminde yaşadığımız tüm olumsuzlukları ancak omuz omuza vererek dayanışarak tek yürek olarak aşabiliriz. 3 gün önce 10 Kasım’dı. Yaptığı devrimle bir çok dünya halkına örnek olmuş, memleketine ve insanlara aşık olan koca yürekli dev adamın ölüm yıldönümüydü. Işıklar içinde uyusun sevgili Atatürk. Ben insan ve memleket aşkını ailem Atatürk ve Nazım Hikmet’ten öğrendim. Atatürk’ün yaptığı devrimlere bağlı olarak  çalıştım her zaman. Şimdi onun “Beni Türk hekimlerine emanet edin,” dediği ve çok yücelttiği hekimlerle zor günlerinde dayanışma içindeyim. Bu yüzden huzurluyum içim rahat. Peki sizler siz ölüme yatan;  Atatürk’ün saygı duyduğu, değer verdiği hekimleri görmediğiniz duymadığınız  zor günlerinde  yanlarında olmadığınız için huzurlu musunuz? Mutlu musunuz?  Vicdanınız rahat mı?  Hangi ırk din mezhep ideoloji yada derneğe ait olursa olsun hiç fark etmez; eğer bir kişi insanlar ölmesin diye ölüme yatıyorsa onlarla dayanışma içerisinde olurum. Bu benim insan olma sorumluluğumdur. Bu benim ülkeme ve içinde yaşayan halklara karşı vefa borcumdur. Bu benim memleketi uğruna  kurtuluş savaşında  4 yıl askerlik yapan babama olan vefa borcumdur. Bu benim memleketi uğruna ölümü göze alan ve bu gün yaptığı o büyük devrimle özgürce yazı yazabilmemi sağlayan sevgili Atatürk’e olan vefa borcumdur. Elbette onun hekimlerinin yanında yer alırım.

    Salgın döneminde canla başla çok zor koşullarda çalışan; başta TTB üyeleri olmak üzere bütün sağlık çalışanlarını  sevgiyle yürekten kucaklıyorum. Umarım 5 günlük eylemleri amacına ulaşır ve kazanım elde ederler. Böyle özde insanlarla aynı topraklarda yaşadığım için kendimi güvende hissediyorum ve çok mutluyum. Doğadan artık hiçbir sağlık çalışanının ölmemesini ve tüm dünyada salgının bir an önce bitirmesini istiyorum…
 
 

YORUMLAR

  • 4 Yorum
  • Zehra Mete
    2 ay önce
    Gören göz , işiten kulağa ihtiyacımız var . Elleriniz dert görmesin.
  • Dr Alp Ayan
    2 ay önce
    Elinize, emeğinize, yüreğinize sağlık Göknur Hanım
  • Dr Ali Ağzıtemiz
    2 ay önce
    Konuya duyarlılığınız biz hekimleri çok mutlu etti umarım halkımızın desteği bu süreçte daha nitelikli hale gelir.
  • Ali Kanatlı
    2 ay önce
    Duygularımızı mükemmel anlamışsınız, çok teşekkürler.