Goncalar açmadan solmasın diye, sende Öykü Arin'e umut ol!
Göknur YUMUŞAK

Göknur YUMUŞAK

Goncalar açmadan solmasın diye, sende Öykü Arin'e umut ol!

02 Ocak 2019 - 11:30

İki yıl önce, güzel bir Eylül gününde tanışmıştım Öykü Arin’le. Karaburun bilim kongresi’ndekibir oturumda babası  Çağdaş kolaylaştırıcı. Annesi Eylem’de konuşmacıydı. Bir buçuk yaşlarındaydı o zaman. Annesini istiyordu, sürekli ağlıyordu.Ben biraz ilgilendim fakat susturamadım. Sonunda onu da oturum masasına oturttular. Minik bilim insanı olmuştu o gün Öykü Arin. Bu güzel insanların sevimli kızları bilim insanı olmalı diye düşündüm o an. Onu tanıdığım için çok mutlu oldum. Sonra annesi ve babasıyla tanıştım. O günden sonra dost olduk onlarla. Eylem, belgesel film yönetmeni. Yerel tohumlarla ilgili bir film çekmeye karar verdik. 2016 yılındaki Seferihisar Yerel Tohum Takas Şenliği’nde biraz çekim yaptı Eylem. Annesi çekim yaparken o, babasıyla şenlik alanında koşturup durmuştu. Belli ki çok sevmişti kalabalığı. Şenlikten sonra İzmir’e onlarla birlikte döndüm. Çok güzel sohbet etmiştik Öykü Arin’le. Benim küçük arkadaşım, İzmir’e yaklaşırken daha fazla dayanamamış, ve uyumuştu. O uyurken bir süre onu seyretmiştim. “Annesi ve babası gibi güzel bir insan olacaktı oda. Daha açılmamış bir gül goncası gibiydi,eşsiz  güzellikte. Öylesine masum… Uykusunda gülümseyerek uyuyordu. Kim bilir ne rüyalar görüyordu.

2018 yılındaki bilim kongresi’nde de Öykü Arin yine masada babasının yanındaydı. Babası Çağdaş yine oturumda kolaylaştırıcıydı. Eylem, Öykü Arin’in kan değerlerinin iyi çıkmadığını  ve bir teşhis konulmadığını söylemişti.Daha sonra  lösemi teşhisi kondu.
Öykü Arin şimdi yaşam mücadelesi veriyor, ilik nakli bekliyor. Başka bir tedavi yöntemi yok maalesef.
 Kan verin donör olun lütfen.
 Zaman daralıyor.  Kampanyalar düzenleniyor ama henüz sonuç alınamadı. Bu kampanya tüm Türkiye’ye yayılmalı. Hadi bir ses verin, bir el verinkampanyayı . Türkiye’ye yayalım. Goncalar açsın,  solmasın diye.
Küçücük yaşta lösemi oldukları için yaşam mücadelesi veren bu küçük canlar hepimizin çocukları. Hep birlikte kurtaralım onları.

Biz onlara temiz bir dünya veremedik. Soludukları hava kirli, yedikleri yiyecekler tarım zehri  kalıntılı. Her gün düzenli olarak tarım zehri kalıntıları alıyorlar vücutlarına.
Belki 80 milyon insanın 10 milyonu ancak sağlıklı gıdaya ulaşıyordur ülkemizde. Geriye kalan 70 milyon insan yani  milyonlarca bebek ve çocuk  konvansiyonel yani  çok fazla tarım zehri ve yoğun kimyasal gübre kullanılarak üretilen ürünlerle besleniyorlar.Bunu bir üstü,  kötünün iyisi”iyi tarım uygulamalarıdır.”Yani kontrollü zehir kullanımı.Bu sistem sadece ihraç edilen ürünlerde uygulanıyor.
Birçok ülkede bazı  zehirler yasaklanmış. Oysa Türkiye’de kullanılıyor.Bu konuyla ilgili kısa ve uzun vadede yapılacak çok şey vardır. Yeter ki çocuklarımızı zehirleyen  çok uluslu canavar şirketlere dur demek isteyelim.
Bazen meyve ağaçlarına  20 defa birkaç zehir karıştırılarak atıldığı oluyor. Hiç bir denetim ve kontrol yok. Çiftçiler bu konuda eğitimsiz. Hasat sürelerine hiç uyulmuyor.
Bebekler şeftaliyi çok severler yumuşak olduğu için. Zararlılar da  çok severler yumuşak diye. Bu yüzden çok ilaç atılır şeftaliye. Zehir kalıntısı kabuk soyulsa da gitmez . O canavar şirketler zehirleri sistemik üretiyorlar.  Zehirler su ile karıştırılarak bitkinin damarlarına veriliyor.
 Yaz kış sadece seralarda yetişen salatalıklarıda çok severler çocuklar ve bebekler.Diş çıkarırken o zehir kalıntılı havuçları kemirir ve iştahla salatalık yerler. Zehir attıktan sonra etkisi üç günde geçen ilaç çok azdır ve pahalıdır. O yüzden en çok salatalıklarda zehir kalıntısı vardır. Çünkü ilacı attıktan 1-2 gün sonra çok büyümesin diye toplarlar.
Sebzeler aynı serada aynı kirli toprakta aynı koşullarda üretildiği sürece  mevsim önemli değildir. Yaz kış fark etmez. Yazın kalıntı miktarı azalmaz.Açıkta yetişen ürünlerde de zehir kalıntısı çoktur. Ama bu oran sera ürünlerinde daha fazladır.
En doğrusu doğal ve agroekolojik tarım sistemleriyle üretilen ürünleri tüketmektir. Bu da ancak kooperatifler ve gıda toplulukları ve topluluk destekli tarımla olur. Üretici pazarlarıyla olur. Yani sağlıklı gıdaya ulaşmak mümkündür. Önemli olan tüketicilerin örgütlenmesidir.
Kışın marketlerdeki sebzeler devasa büyüklükte. Korkunçlar, ucube gibi.Ama o sebzelerle bebeklere çorba yapılıyor, çocuklara yemek yapılıyor.Doktorlar sebze çorbası, sebze yemeği öneriyorlar çocuklarımıza.Ama hangi sebzeyi, meyveyi yesin bebekler çocuklar? Sağlıklı beslenmek yerine her gün zehir kalıntıları alıyorlar vücutlarına.
 Türkiye’de zehir kalıntılarıyla ilgili çalışma yapılmıyor. Çok az yapılsa da oranlar gerçeği yansıtmıyor. Bu alanda Bülent Şık bilimsel çalışma yaptı, onun  verilerini kullanıyoruz. Maalesef ülkemizde başka hiçbir bilim insanı bu konuda çalışma yapmadı bu güne kadar.O da bu yüzden ihraç edildi zaten. Bülent Şık’ın yazılarına bianet.org ve yeşil gazeteden ulaşabilirsiniz. Ben, Urla İlçe Tarım Müdürlüğü’nde2 yılİstatistik Şubesi İlçe Sorumluluğu görevini sürdürdüm.Tarım zehirleriyle  ilgili hiçbir istatistik çalışma yapılmıyordu.
Çocukların lösemi olmasında başka faktörlerle birlikte tarım zehirleri kalıntılarının da çok etkili olduğunu düşünüyorum.Onlara temiz bir dünya veremedik.Onları koruyamadık.
Amerika’da 25 çocuk üzerinde araştırma yapılmış. Çocuklar önce konvansiyonel, yani tarım zehri kullanılarak üretilmiş yiyecekler yemişler. Sonra bir süre organik ürün, sonra yine konvansiyonel ürünleri tüketmişler.Organik ürünleri tükettikleri dönemde idrarlarında Organofosfatlı zehirler hızla düşmüş.
Zehir kalıntılarının kanser yaptığı artık biliniyor. Bu konuda Halk Sağlığı hekimlerinden aldığım bilgi şöyle:
Son epidemiyolojik çalışmalar sonucunda mesleksel ve çevresel mazuriyete bağlı olarak pestisitlerden etkilenenlerde kanser riskinde,

  • NonHodgkinlenfoma,
  • Lösemi,
  • Multiplemiyeloma,
  • Karaciğer kanseri,
  • Testis kanseri,
  • Beyin kanseri,
  • Akciğer kanserlerinde istatistiksel olarak çok önemli artış görülmüş.
Urla’nın Kuşçular köyünde çok sera vardır.2003 yılında orada 1dekar seradan 30 ton salatalık aldıklarına tanık oldum.Bu çok fazla. Bir yılda ancak 10 ton alınabilir. Demekki bu serada çok fazla kimyasal gübre  kullanılmış. Risk almamak için çok zehir kullanılmış.
Kuşçular köyünde seracılar arasında kanser hastalığı artınca seracılık yapmayı çoğu kişi bırakmış.
Giresun’un Eynesil ilçesinde fındıklara zarar veren yabani bitkilereve dikenlere karşı parayla tarım zehirleriyle ilaçlama yapan Osman Uğurlu 50 yaşında kanserden ölmüş. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Türkiye’de ve dünyada birçok insan tarım zehirlerinden dolayı kanser olduğu için davalar açıyor şirketlere.  Bayer tohum, tarım zehri  ve insan ilaçları alanında hegemonya kuran dev canavar şirket. Hibrit,  GDO’lu tohum ve tarım zehri satıyor. Sonra tarım zehirleriyle kanser olanlara da kanser ilacı satıyor.
Gelin hep birlikte çok uluslu canavar şirketlere dur diyelim ve çocuklarımızın geleceğini kurtaralım

Öykü Arin ve ilik bekleyen daha bir çok çocuğa ve bebeğe karşı bizimde sorumluluğumuz var. Biz sustuğumuz için o şirketler hegemonya kuruyorlar birazda.Sağlıklı gıdaya ve suya  ulaşmak en temel insan haklarındadır. Bu hak için,  mücadele edelim. Çocuklarımızı korumak zorundayız. Öykü Arin hepimizin yavrusudur.Dizi izler gibi olacakları izlemeyelim.İlik nakli bekleyen çocuklarımızı kurtaralım. Onlar hastane köşelerinde yaşam mücadelesi vermeyi değil, çocuk parklarında cıvıldaşarak oynamayı hakediyorlar.
Onlara temiz bir dünya vermek zorundayız. Bunu unutmayalım.
Öykü Arinler iyileşmeli. Bir gün Karaburun bilim kongresin’de annesi ve babası gibi oda bilimsel bir sunum yaparak   etrafına ışık saçmalı.O  gül goncası  açmadan solmamalı...
Kampanyanın yaygınlaşmasına destek olalım.
Kan verelim donör olalım. İlik nakli bekleyen yavrularımıza umut olalım.
Dünyanın bütün balonları senin olsun. Eflatun kanatlı Munzur kelebekleri arkadaşın olsun Öykü Arin. Zeytin kadar ömrün olsun, sende binlerce yıl yaşa emi?
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum