Bu diyar baştan başa! Doğu Akdeniz Çevrecileri (DAÇE) yerel...
Göknur YUMUŞAK

Göknur YUMUŞAK

Bu diyar baştan başa! Doğu Akdeniz Çevrecileri (DAÇE) yerel tohumlar çalışmaları için vakıflı köyünde start verdi

23 Ekim 2018 - 13:29

Bir sabah sevgili Sabahat Aslan’ın ( Doğu Akdeniz Çevre Platformu  Sekreteri) telefonuyla güne güzel başladım. Beni Vakıflı köyünde 20 Ekim 2018 Cumartesi günü yapılacak  panele davet ediyordu.Çok heyecanlandım.Ülkemizdeki tek Ermeni köyü olan ve  oldukça başarılı işler yapan bu şirin  köyde  “tarımı” konuşacaktım. Bu köyü oldukça başarılı genç yönetmenlerimizden sevgili Eylem Şen’in  çektiği “Portakalın Uykusu “ isimli belgesel filmle tanımıştım. Bu belgeseli izlemenizi ayrıca öneririm.Tarımsal üretim konusunda ve kooperatifçilikte oldukça başarılı olan bu köyü görmeyi çok istiyordum.Dolayısıyla Sabahat’in teklifi beni inanılmaz mutlu etti.
DAÇE’deki dostlarla“Ekoloji Birliği Eskişehir” toplantısında tanışmıştım. Daha sonra onlarla Ovacık tohum takas şenliğinde buluştuk ve dostluğumuz pekişti.
DAÇE belli aralıklarla yaptığı olağan toplantılarını her seferinde değişik yerlerde yapıyormuş. Hatay’ın  Samandağ ilçesi Vakıflı köyünde yapacakları bu toplantıda “Küresel ısınmanın Tarıma Etkileri , Yerel tohumlar, Tarım Zehirleri Kalıntıları ve Sağlıklı Gıdaya Erişim Yöntemleri ve Kooperatif Deneyimleri” konularını içeren bir panele de yer verdiler.

 Panele  Kaz dağlarında  “Yerli Boz inekler”  den  sürüler kurarak köylülere veren ve böylece gen kaynaklarının sürekliliğini sağlayan , Türkiye’de ilk yerel tohum hareketini başlatan heykeltıraş - çiftçi Arif Şen de katılacak ve deneyimlerini paylaşacaktı. Ancak sürüsüne bakacak olan bir çiftçi o yola çıktığında vaz geçti  ve  üzülerek sürüsünün başına geri dönmek zorunda kaldı.En kısa zamanda onunla bir röportaj yaparak bu  önemli çalışmasını sizlerle paylaşacağım.
Vakıflı köyünden kısaca bahsetmek istiyorum. Vakıflı köyü Ermeniler göç ettikten sonra vakıflara devredilmiş. Musa dağına kurulu bu köyün adı oradan geliyor. Köyde sertifikasız organik tarım  yapılıyor. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılıkta yapılan bu köy adeta bir yeşil denizi.Her taraf yemyeşil.Uzaktan denizi de  görüyor. Cumartesi sabahı yağan yağmurla olağanüstü bir güzelliğe bürünen bu şirin köyde konaklamak ve bilimsel bilgi paylaşımında bulunmak beni çok mutlu etti. Genelde narenciye tarımı  yapılıyorburada .Her yer portakal ve Satsuma mandarini bahçesi. 2004 yılında kurulan Vakıflı Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin   kadın ve erkelerden oluşan 39 üyesi var. Pazarlama ağları oldukça gelişmiş. Bir çok ürün üretip pazarlıyorlar. Elde ettikleri gelirlerin bir kısmını Öğrencilere burs olarak  veriyorlar.
Köydeki tesislerde civar köylerden gelip çalışanlar oldukça fazla. İçine kapalı bir toplum yapısı yok. Komşu Türk köyleriyle çok güzel ilişkileri var. Tüm Hatay bölgesinde binlerce yıldır bir çok değişik dinlere inanan farklı ırkların   birlikte mutlu bir şekilde yaşamayı başaran kültür yapısı Vakıflı köyü civarında da görüyoruz.Bu anlamda Hatay ülkemiz sınırlarını  aşarak dünyaya örnek olmalıdır. Umut olmalıdır bence.
DAÇE şu bileşenlerden oluşuyor.
Antakya Çevre Koruma Derneği, Samandağ Çevre Koruma ve Turizm Derneği, İskenderun Çevre Koruma Derneği, Erzin Çevre ve Tarihi Koruma Derneği, Osmaniye Çevre Dostları Platformu, Adana Çevre Tüketici Koruma Derneği, Tarsus Çevre Koruma Kültür ve Sanat Merkezi Derneği, Mersin Çevre Dostları Derneği, Mersin Çevre ve Doğa Derneği.
 
Panel saat 13:00 da Vakıfköy Patrik Mesrop II. Kültür Merkezi toplantı salonunda gerçekleşti.
Açılış konuşmasını DAÇE sekreteri Sabahat Aslan yaptı. Panelin kolaylaştırıcılığını Samandağ Çevre Koruma Ve Turizm Derneği başkanı Mişel Atik yaptı.
İlk olarak Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi  Ziraat Fakültesi Biyosistem Mühendisliği  Bölümü Arazi ve Su Kaynakları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi  Prof.Dr. Berkant Ödemiş bir sunum yaptı. Konuşmasında küresel iklim değişikliğinin tarıma etkilerini konuşan Berkant hoca ağırlıklı olarak sular üzerinde durdu.
Dünyadaki ve ülkemizdeki su kaynaklarının küresel iklim değişikliğinden dolayı hızla tükendiğini suların hoyratça değil bilinçli ve çok tasarruflu kullanılması gerektiğini belirten Berkant hoca gelecekte su sıkıntısı çekilebileceğine vurgu yaptı. Susuz yaşamın sürekliliğinin mümkün olmadığını dolayısıyla acil önlemler alınması gerektiğini belirtti.
İkinci olarak ben konuştum. Öncelikle dünyayı her alanda olduğu gibi tarım alanında da çok uluslu şirketlerin politikalarının yönettiğini ülkelerin  ise onların memurluğunu yaptığını ; bu durumdan bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin daha çok etkilendiğini vurguladım.
İlk olarak yerel tohumların öneminden ve Yerel tohum hareketinin Ülkemizdeki örgütlenmesinden bahsettim.
Yerel Tohum konusunun öncelikle ulusal sonra da uluslararası bir mesele olduğunu; dolayısıyla ülkemizin Doğusu Batısı tüm bölgelerdeki yerel tohumların insan yaşamının sürekliliğinin sağlanması açısından çok önemli olduğunu ve bunların kendi bölgelerinde çoğaltılarak o bölgenin ihtiyaçlarını karşılamasının sağlanması gerektiğini vurguladım. Bu anlamda  Yerel Tohum Takas Şenliklerinin çok önemli bir işlevi yerine getirdiğini belirttim. İzmir Yerel Tohum Topluluğu olarak yaptığımız çalışmalardan bahsettim. Gelecekte Afrika ülkeleri gibi tamamen çok uluslu canavar şirketlerin hegemonyasına girmemek için mücadele etmemiz gerektiğini vurguladım. Ülkemizde çok az da olsa yerel tohumlarımızın bulunduğunu ve tarım zehirleri kalıntıları, kimyasal gübrelerle   kirlenmemiş topraklarımızın olduğunu belirttim.
 Ülkemizde bir su politikası olmadığını ve suların son yasayla kullanım haklarının şirketlere devredilmesinin çok yanlış bir uygulama olduğunu bunun gelecekte suların tamamen şirketlerin eline geçeceği anlamına geldiğini vurguladım.
Eğer suların tasarruflu kullanılmadığı vb. gibi sorunlar yaşanıyorsa bunu suların kullanım hakkını  şirketlere vererek çözemeyeceğimizi en doğrusunun bu iş için  Ziraat Mühendisinin bu alanda istihdam edilmesi gerektiğini ve bu sayede on binlerce işsiz Ziraat Mühendisinin iş sahibi de olabileceğini belirttim.
Gelecekte tohum ve su savaşlarının olacağı öngörüsüne katıldığımı ve bu yüzden şirketlerin topraklar sular ve tohumlar üzerinde hegemonya kurma politikalarının hayata geçtiğini belirttim. Ülke olarak dayanışma içerisinde güç birliği yaparak çok uluslu şirketlere dur demenin mümkün olduğunu ve bu anlamda umutlu olduğu belirttim.Zira  ülkemizde ve dünyada milyonlarca doğa ve insan dostunun bulunduğunu ve önemli olanın güçlerimizi birleştirmek olduğunu vurguladım.
Sonra “tarım zehirleri kalıntıları”nın insan sağlığına etkileriyle ilgili   bilimsel veriler  paylaştım. Türkiye’de en çok tarım zehirlerinin Akdeniz bölgesinde kullanıldığını açıkladım.Hibrid ve GDO lu tohumlarla tarım zehirleri üretiminde hegemonya kuran Monsanto şirketini  beşeri (insan ilacı) üreten  Alman şirketi Bayer’in satın aldığını belirttim. Böylece Bayer’in önce hastalıklara dayanıksız tohum ürettiğini sonra onlara tarım zehri sattığını daha sonrada bu zehirlerle kanser olanlara beşeri  ilaç sattığını vurguladım. Bayer 3 koldan paralarımızı toplarken bizlerin de her gün fark etmeden tarım zehri kalıntılarını vücudumuza aldığımızı belirttim. Bu anlamda Tarım bakanlığının uzun vadede ve kısa vadede yapabileceği çok şey olduğunu belirttim ve örnekler verdim. Örneğin şuan yaklaşık 70 milyon kişinin beslendiği en tehlikeli üretim sistemi olan Konvansiyonel ( aşırı miktarda denetimsiz ve bilinçsiz bir şekilde tarım zehri ve kimyasal gübre kullanılarak yapılan üretim sistemi.) tarım sisteminden hemen bir hafta içinde alınacak bir kararla iyi tarım uygulamalarına ( kontrollü tarım zehri kullanımı) geçilebileceğini. Ve yine iyi tarım uygulamalarında çalışmak üzere  özel şirketler yerine Tarım Bakanlığının işsiz ziraatmühendislerini istihdam etmesi gerektiğini belirttim.İyi Tarım Uygulamalarının ;  Doğal Tarım ve Agro Ekolojik Tarım sistemine geçiş sürecinde kısa vadeli bir çözüm olduğunun altını çizdim.
Sağlıklı gıdaya erişimin en önemli insan hakkı olduğunu ve şirketlerin hegemonyasına bir çok yöntemle dur denebileceğini ve sağlıklı beslenebileceğimizi vurguladım ve örnekler verdim.Bunların üretici ve tüketici kooperatifleri, üretici pazarları, toplum destekli tarım sistemi, kent bostanları, bireysel bahçeler ve apartman bahçeleri olduğunu anlattım.
Gıda gruplarına pazarlama kanallarına örnekler verdim.
Son olarak Vakıflı köyü tarımsal kalkınma kooperatifi başkanı BedrosKehyaoğlu kooperatifçilik deneyimlerini paylaştı. Ve sertifikasız organik ürün yetiştirmenin önemini vurguladı.
Daha sonra aşağıdaki gündemle DAÇE olağan toplantısını yaptı.

  1. En son toplanan DAÇE toplantısında alınan kararların görüşülmesiAvukat İsmail Hakkı Atalın SED yönetmenliği ve diğer hukuki çalışmalar.İskenderun sıfır atık projesi çalışmaları.Erzin Burnaz körfezinin korunması için Selda Asker , Sadun Bölükbaşı ve remzi Karakayalı’nın yaptığı çalışmalar.Akdeniz foklarının korunması için Bern sözleşmesi sekreterliğine hazırlanan dilekçe.
  2. DAÇE adına yapılan Yerel Tohumculuk projesinin geliştirilmesi ve yapılan panelin değerlendirilmesi.
  3. DAÇE adına web sayfasının açılması için Umur Gürsoy ve Şiraz Yoğun’un yaptığı çalışmalar.
  4. Hayvancılık ve ithalat politikaları.
  5. İklim değişikliğiyle ilgili çalıştay düzenlenmesi.
  6. Kum zambaklarının korunması.
  7. Arsuz Samandağ arasındaki ormanlık alanın nasıl değerlendirileceği.
  8. Yenilenebilir enerji kaynakları.Ve enerjiye yapılan son zamlar.
  9. Yerel seçimler.
  10. Savaşların yarattığı sorunlar ve savaş karşıtı mesajlar.
  11. DAÇE geçmiş mücadele çalışmaları.
  12. Türçep.
  13. Ekoloji birliği.
  14. DAÇE’nin bir sonraki toplantı yeri ve dilek ve temenniler.
 
Toplantıda bir sonraki DAÇE buluşmasında benim konuşmacı olarak yine bilgi paylaşımında bulunmam kararı alındı.Tarım konularında çalışmalarının devam edeceğini belirttiler.
Bunu seve seve kabul ettim. Çünkü bebeklerimizin çocuklarımızın sağlıklı beslenmeleri  çok önemli. Zira bizlerin gelecekte sağlıklı nesiller oluşturmak gibi bir sorumluluğumuz var. Ülkelerin bütçesinden daha büyük bütçelere sahip olan çok uluslu canavar şirketlerin  hegemonyasına  her şeye rağmen dur diyebiliriz pekala. Yeter ki inanalım ve bir araya gelerek dayanışma içerisinde özde güç birliği yapalım.
İçi boşaltılmış ve ele geçirilecek kaleler gözüyle bakılan birlikteliklerle-örgütlenmelerle asla hiçbir kazanım elde edilemez .Sisteme karşı baskı oluşturulamaz. Ve toplumsal hareket örgütlenemez. Toplumsal yapımızın gelişmişlik düzeyiyle ilgili olanhastalıklı örgütlenme sorunlarını aşabiliriz. Yaptığımız işe saygı duyarak” biz” demeyi başararak ve her fikrin değerli ve önemliolduğunu içselleştirerek (yani kişileri değil fikirleri tartışarak )demokratik bir işleyişin hüküm sürdüğü sağlıklı örgütlenmeler oluşturabiliriz.
Başka paylaşımlarda buluşmak üzere sevgiyle kalın güzel doğa ve insan dostları…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum